Anasayfa Yayınlarımız Genç Girişim Röportaj: Güray Karacar - TKYD Genel Koordinatörü
Röportaj: Güray Karacar - TKYD Genel Koordinatörü PDF Yazdır e-Posta
Yayınlarımız - Genç Girişim

Türkiye ve Dünyada İngilizce tabiri ile “Corporate Governance” yani “Kurumsal Yönetim” olarak anılan yeni yönetim anlayışı nedir, ne değildir, Ülkemizde ve Dünyadaki uygulama alanları ve gelişimi nasıldır? TKYD (Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği) Genel Koordinatörü Sayın Güray Karacar ile bu soruların cevaplarını bulabileceğiniz keyifli ve bilgi dolu bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine bizlere ayırdığı zamandan dolayı teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Hüseyin: Dünyadaki kurumsal yönetimin gelişimi ile Türkiye’nin bu kavramla tanışması nasıl olmuştur? Ülkemizde uygulanmaya çalışılan kurumsal yönetim ile arasında benzerlikler ya da eksiklikler nelerdir? Dünya ile karşılaştırıldığında şu an ki mevcut durum ve geleceği için neler söyleyebilirsiniz?

Güray Karacar: Amerika’da tren yoluyla alakalı yaşanan grevlerden beri dünyada bu konu ile alakalı bir trend var. Yönetim-yönetişim modellerini bir araya oturtup bir sistematiğe bağlamak gibi. Bunun ismi ne zaman konmaya başlandı? Enron’un çöküşüyle. Enron’un yönetiminde çok büyük ihmaller bulunmuyor aslında, bir işletmede bir takım verileri yanlış yerleştirmeye başladığınız zaman bir noktadan sonra bunları düzeltmek mümkün hale gelmiyor. Hissedarlara karşı olan sorumluluğunu yerine getirebilmek için finansal verilerde değişiklik yapıyor. Denetimle ilgili bir takım verilerin ve raporların değiştirilmesiyle de önü alınamaz bir problem haline geliyor ve Enron çöküyor. Enron’un çöküşünden önceki sürece bakacak olursak, kurumsal yönetimi en etkin uygulayan kuruluşlar hangileridir sorusuna General Motor ve Enron yanıtı alınırdı. Bakıldı ki ortada başka bir sorun var. Sonra bununla ilgili Amerika’da çok ciddi bir çalışma başladı. Amerikan parlamentosunda iki kişi bu işin üstüne odaklanarak bir yasa hazırladılar. Denetim konusunda ciddi bir gelişme oldu ve her geçen sene ağırlaştı. Amerika geçen 6–7 yıl içerisinde öyle bir noktaya geldi ki bundan kurtulmanın yolları arandı. Çünkü artık yönetim kurulları hissedarlardan gelen sorulara cevap vermekten kendi işlerini yapamaz hale geldiler.
OECD de bundan sonra bir kod hazırladı. Kurumsal yönetim ilkelerini hazırladırlar. Bunlar 1999 yılında yayınlandı. Ülkelerin imzasına açıldı. Garip olan şey şu Türkiye’nin ender bir şekilde başında yakaladığı konulardan biridir kurumsal yönetim. (Türkiye genelde bu tip trendleri geriden takip eder.) Türkiye de bunu imzalayan ülkelerden bir tanesi o dönemde.
TÜSİAD da şirket işleri komisyonu adı altında faaliyet gösteren komite kurumsal yönetimle ilgili bir çalışma hazırladı. Haluk Alacaklıoğlu, Cem Uşaklı, Ümit Hergüner, bu kişiler aynı zamanda TKYD nin kurucuları arasındadır. 2000 yılında Çeşmede düzenlenen yüksek istişare konseyinde bu konuyla alakalı bir sunum yapıldı ve bundan sonra kurumsal yönetimle ilgili çalışmalar başladı. OECD nin koymuş olduğu ilkeler 36 ülkeyi kapsıyor. Fakat her ülkenin nabzı farklı. Zaten kurumsal yönetimin temel ilkesi şudur. ‘ tek tip kıyafet her bedene uymaz’ Kurumsal yönetimi her ülke mutlaka kendi bünyesinde uygun bir forma sokmak zorunda.
TÜSİAD’ın kurumsal yönetim komitesi bundan sonra Türkiye için bir kod hazırlamaya başlıyor. OECD nin koymuş olduğu ilkeleri Türkiye için en iyi uygulama modeline çeviriyor. Bu çalışma çok faydalı oluyor. Türkiye bu kodu hazırlayan ilk 6 ülkeden bir tanesi.
Mesela OECD diyor ki yönetim kurulunun bir kısmı mutlaka bağımsız üyelerden oluşmalıdır. TÜSİAD’ın kodunda %25’i bağımsız olmalıdır yazıyor. Burada bir veri bir veri var. Bunun gibi birçok madde var. Yani OECD’nin yayınlamış olduğu ilkelerden çok daha ileri bir kod var Türkiye’de. Bu çalışmada 2001 yılında yayınlanıyor. Ciddi anlamda mesafe almış örneklerini verebileceğimiz birçok kuruluş var. Daha sonra yasal bir düzenleyicinin bu kodu ele alması gerekiyor. TÜSİAD’ınki sadece bir kod en nihayetinde.”Bunu uygularsanız iyi olur.” diyebilir. Bugün SPK, bununla ilgili yetkili organ olarak belirleniyor. Onlar da bu işi gerçek anlamda sahipleniyorlar ve SPK da 2003 yılında kurumsal yönetim ilkelerini yayınlıyor.
SPK’nın ilkelerinin başında gönüllülük ilkesi yer alıyor. Yani bu ilkeler hiçbir zaman bir zorunluluk olarak bir şirketin hayatına getirilmiyor. Çünkü sermaye piyasasının içinde bu mekanizmada yer alan kuruluşların bu şekilde yönetilmesi, bu uygulamaları yapması yerinde olur. Gönüllülük ilkesi benimsenmelidir der.
Türkiye’deki şirket koşullarına baktığımız zaman, eğer ki bir yasa bir zorunluluk çıkartırsa insanlar bunu kitabına uydurur, gerçek anlamda uygulamaz. Köklerimiz belli, iş yapış tarzımız belli, aile şirketleri %99 hakim. Bu yapılarda böyle yürür bu işler.
OECD’nin önsözünde belirtilen ikinci hususta şu:
Kurumsal yönetim ilkelerinin nihai bir yol, sonuç olmadığı, sürekli gelişen bir ilkeler bütünlüğü olduğu belirtiliyor. Çünkü koşullar sürekli değişiyor. Dolayısıyla 2004 yılında tekrar revizyon başladı, 2005 yılında sonuçlandırıldı. SPK’da buna göre kendi ilkelerini tekrar revize etti. TKYD olarak da biz bunların tamamını Türkçeye çevirip yayınladık.
Tarihsel gelişimi bu. 2003 yılının başında TÜSİAD diyor ki: “Bundan sonraki 15–20 yılın en önemli konusu bu olacak. Eğer biz bunu TÜSİAD çatısı altında tutarsak, hak ettiği değeri bulmayabilir. Bunu ayrı bir bünyede hayata geçirmemiz lazım.” Ve böylece TKYD kuruluyor.
TÜSİAD ile çok iyi ilişkilerimiz vardır fakat hiçbir zaman TÜSİAD’ın içinden çıkan bir dernek değiliz.

Miray: TKYD' nin ülkemizde ki kurumsal yönetim açısından rolü nedir? TKYD’ nin kısa ve uzun vadeli hedefleri nelerdir ve üzerinize ne gibi görevler düşmektedir?

Güray Karacar: Kuruluştan itibaren yaptığımız işler şunlardır: 5 yıllık bir planlama yaptık, bu planlama içerisinde ilk yıldaki hedefimiz bilinirlik yaratmak. Çünkü kurumsal yönetimle ilgili bir kavram dahi bilinmiyordu. Bununla ilgili olarak basın ziyaretleri yaptık. Birtakım örgütleri dernekleri ziyaret ettik, bu derneği kurduk ve kurumsal yönetim de budur diyerek anlattık.
Daha sonra biz birçok örgüt gibi İstanbul’da kalmadık, Anadolu’ya açıldık. İkinci yılımızdan itibaren Anadolu seminerlerine başladık. Kendi kaynaklarımızla karşılayarak yedi ile gittik. Her ilde aile şirketleri nasıl kurumsallaşır, bu ilkeler nasıl hayata geçirilir, onu anlatmaya başladık.
Üçüncü yıldan itibaren hedefimiz uluslar arası örgütler ile ilişkileri geliştirmek oldu. Birleşmiş milletler kalkınma programı ile iki yıl süren bir proje işbirliğimiz oldu.
Dünyada kurumsal yönetimle ilgilenen bazı örgütler var. Bu örgütlerle ilişkilerimiz çok oldu. Biz bu ülkelerin tamamını bir know-how’a oturttuk onlarla. Şirketlere önerebileceğimiz, Türkiye ‘nin gerçekleriyle alakalı çözüm önerileri, birtakım anahtarlar geliştirdik. Her şirkette farklı modellerde uygulama yolları vardır. Bu nedenle bugüne kadar yaratılan en başarılı kavramlardan biridir.
İstanbul’ da yürüttüğümüz bir ihtisas programı var sadece yönetim kurulu üyelerinin katılabildiği, bunu Anadolu’ya oradaki iş adamlarına, yönetim kurulu üyelerine ücretsiz olarak götürdük. Genel katılıma açık olarak devamlı panel yapıyoruz. Geçen yıl 467 tane yönetim kurulu üyesi bize ulaştı. Bu yılda 6 ile gideceğiz. İlkini İzmit’te yaptık. Kurumsal yönetim aile şirketlerine nasıl uydurulur bunu anlatmaya çalışıyoruz.


Miray: Kurumsal yönetim küçük şirketler için de gerekli midir? Şirketlerin alışıla gelmiş olan düzenlerini değiştirmeleri, şirketlere neler katacaktır?

Güray Karacar: Şüpheler her zaman var şirketlerde. “Yani bu pahalı iş, büyükler için bu, halka açık değilim ki, benim yönetim kurulum bile yok.” Mesela yasalarda limited şirketlerin yönetim kurulu olma zorunluluğu yok. Yönetim kurulu olmayan bir şirkette kurumsal yönetim beklenmesi mümkün değil. Biz şunu önerebiliyoruz. Yasal yönetim kurulu yoksa icra komitesi kurun. Bütün mesele çok sesli bir düşünce yapısı oluşturabilmek, çünkü her zaman “ iki elin sesi bir elin sesinden üstündür” gibi bir durum var ortada. İcra kurulunu iki haftada bir ya da ayda bir topla, ama çok sesli düşünebilen bir menfaat payı oluştur.

Hüseyin: Her şirkete lazım mı kurumsal yönetim?

Güray Karacar: Sen şu anda müteşebbissin buradan çıktın bir tane şirket kurdun, bu şirketi aslanlar gibi götürürsün tek başına, 60 yaşına kadar 70 yaşına kadar hiçbir derdin de olmaz. 70 yaşından sonra vefat ettin, ortaya koyduğun hiçbir kural yok hiçbir yazılı belge yok ‘benden sonrası tufan’ diye bir şey bıraktın ama ortada bir değer var. Bu şirkete nerden baksan orta halli bir şirket 50 milyon dolarlık şirket olmuştur. Diyelim ki 3 tane çocuğun var. İki-üç tane gelinin var, eşin var bunların hepsi o menfaati bir şekilde kendi lehine kullanmak istiyor. Ne olacak bundan bir çıkış yolu var mı? Cevap yok. Ben sana söyleyeyim ne olacağını şirketi satacaklar ve senin hayatın boyunca ürettiğin bütün değer yok olup gidecek. En küçük çaplı aile şirketi gözünden bak. Daha büyük şirketleri söylemiyorum bile. Ne devler gitti bugüne kadar.

Emrah: Aile şirketlerini konuştuğumuz zaman birçok sıkıntıları olduğundan haberdarız. Özellikle aktarım konusunda ciddi sıkıntılar oluyor. Özellikle bu şirketlerde alt yaş grupları yavaş yavaş eğitilmeye, yetiştirmeye çalışılıyor. Bir veliahdın aile şirketinde çalışmak gibi bir isteği olmuyor. Farklı bir alanda çalışmak istiyor. Mustafa Koç’un da 2006 Aralık ayında bir açıklaması var gelinleri ve damatları bu işe karıştırmayın. Gelinlerin ve damatların bu kadar etkili olabileceğini mi düşünüyor? Sizde gelinlerin ve damatların bu kadar etkili olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Yoksa bu sözlerin farklı bir boyutu mu var?

Güray Karacar: Yıl 2006 sekiz yıldır düzenlenen panellerin altısında ilk soru biz bu damatlarla ne yapacağız? Olayın çok karışık görünmekle beraber çok basit bir mantığı var. Bir şirketin deviniminde kurucu var. Diyelim ki bu adam hiçbir şeye bulaşmadı kendisinden sonra 3 tane oğlu oldu. En büyük yaştaki oğlu ikinci kuşak olarak bu işi götürür. Diğer kardeşlerine de ‘sen finansa bak sen pazarlamaya bak’ der. Buraya kadar sorun yok bir şekilde idare eder. Bunların her birinin ikişer tane çocuğu olsun. Bide bunlardan dolayı başka akrabalar çıkmaya başlasın, şirketin 60. senesini konuşuyorum. Hadi bu şirketi devret bakalım. kaç tane pay var oluşan, her birinin çocukları var, eşleri, kocaları şimdi bu gelinler ve damatlar şöyle oluyor. Derler ki ben şirkette çalışmak istemiyorum. Zaten buradan bana biriken yılda 60–70 bin dolar para geliyor. ‘Ben tekne alıp gezmek istiyorum’ diyor çok doğal..Dolayısıyla çalışmayanla çalışan aynı payı alıyor.Kurumsal yönetim bunu çözüyor. Nasıl çözüyor?
Diyor ki birinci kuşak bir aile anayasası yapmalı. Aile anayasasının temel mantığı şudur: Aile ile şirketi birbirinden ayırır. Aile ile şirketi birbirinden ayırmaz isen bir sürü sakıncanın yanı sıra içeriğe profesyonelleri sokamasın. Neden sokamazsın? Çünkü şirketin yönetim kurulunda konuşulan her konu aynı zamanda aile sırrıdır. Dolayısıyla bir tane aile konseyi olmalı o konseyde, hissedar, hisse sahipleri bulunacak aile ile ilgili, bir tane yönetim kurulu olmalı bu da şirketle ilgili ve mutlaka icradan sorumlu olan kişi profesyonel bir adam olmalı hesap sorabilmek için. Ama ailenden hesap soramazsın. Hesap sorarsan 20 yıllık başka bir hikâye çıkar ortaya.’Sen ne diyorsun’ diye başlayan şirketi batmaya kadar götüren bir tartışma başlar. Dolayısıyla ne oluyor senin ailenden birileri yönetim kurulunda oturuyor. Profesyonel bir icracın var mümkünse bir tane daha profesyonel yönetim kurulu üyesi olmalı buda hâkim gibi olmalı. Tartışma çıktığı zaman aile üyeleri arasında bu adam bir laf söyler işi çözer. Burası böyle bir denge unsurudur.
Şimdi diyelim ki halka açık bir şirketsin ideal bir yönetim kurulunda kimler olması lazım? Öncelikle aileyi temsilen sen istediğin kadar aksini söyle ana hissedar yönetim kurulu başkanı olarak endam eder. İcradan sorumlu profesyonel, finans bilgisi olan bir profesyonel insan kaynakları ile ilgili bir profesyonel…

Velittin: Bu son bahsettikleriniz bağımsız üyeler mi?

Güray Karacar: Evet bağımsız ideali bağımsız olmasıdır. Yedi kişilik yönetim kurulunda en az 3 ya da 4 bağımsız üye bulunmalıdır. Aile arasında olabilecek bir takım çekişmeler ve diğer şeyler dengelenebilsin diye. Ve şirket profesyoneller tarafından gerçek anlamda yönetilebilsin.

Velittin: Orta ölçekli şirketlerden büyük ölçekli şirketlere geçtiğimiz zaman yönetim kurulu başkanı ile icra kurlu başkanın aynı kişi olması hissedarlar adına ya da bağımsızlık adına doğru bir olay mıdır, etik midir?

Güray Karacar: Böyle bir durumda, kurumsal yönetimin derecelendirilmesi olsa 10 üzerinden 10 alması şu an için imkânsızdır. YKB ile CEO aynı adam olamaz. Bununda çok basit bir mantığı var: sen kendi kendini çok iyi eleştirebiliyor musun?
İcradan sorumlu kişinin her zaman bağımsız olması çok önemlidir yani bir aile bireyi asla CEO olmamalıdır. Kurumsal yönetim davranışsaldır. İlkeleri bilmek prensipleri bilmek bunları kağıt üzerinde hayata geçirmek hepsi ikinci derecede.

Miray: O zaman kurumsal yönetim dersi davranış bilimleri altında okutulmalı.

Güray Karacar: Tabiî ki. Doğru olan budur.

Emrah: Bir de kurumsal yönetimde gönüllülük ilkesi var bundan bahsettiniz biraz. Fakat gönüllük tanımı hala tam olarak yapılamayan bir kavram. Dünya standartlarında gönüllük kavramı tam net olarak ortaya konmuş değil. Biz toplumda bir birey olarak bir şirketten sadece hisse senetleri dağıtılmışsa o zaman hesap sorabiliyoruz. Bence bir şirket topluma mal edilebiliyorsa biz ondan her şekilde hesap sorabilmeliyiz. Kurumsal yönetim bunu da getiriyor mu beraberinde?

Güray Karacar: Kurumsal yönetimin getirdiği temel hadise uzun dönemli güven ortamı yaratmak. Şu an Türkiye de İMKB’de şirketleri yola getirme şansın yok. Ortalama %20 açılıyorlar ki bu korkunç bir rakam. Dünyada birçok pazarda tam tersidir.% 80 halka açıktır şirketler ve kurumsal yönetimin davranışsal yapısı dışındaki bir diğer yapı da mülkiyet yapısıdır. Bir araştırma var elimizde 1996 yılında bir Japon yapmış. Adamın söylediği şey şu: ‘Japonya da bu sistem çalışmaz’ diyor. ‘Kurumsal yönetim gerçek anlamda olamaz’ diyor. Çünkü her şirketin bir sahibi var ama Amerika’da hiçbir şirketin sahibi yok. Amerika’da hiçbir şirkette % 10–15 üzerinde hissedar bulamazsın. Hepsi halka arz edilmiştir. Türkiye’deki en iyi örneklerden bir tanesi Anadolu Grubu. Çünkü iki ailenin kurduğu bir şirkettir. Zaten birbirlerine karşı sorumlulukları var iki aile olduğu için. Açık olmak zorundasın. Şeffaf olmak zorundasın. Mali tablon yanlış olamaz çünkü paylaşıyorsun. Japonya’daki sistemde 7 tane aile vardır. Ve Japonya’daki bütün şirketler bu 7 ailenin elindedir. Çünkü tedarikçi çalışma sistemi öyledir. Çok ilginç bir sistem. Mesela bir Japon şirketi gidip bir yerden mal almaya başlıyor, adam mal almadan önce şirketin belirli bir hissesini satın alıyor. Ve mutlaka kendi hissesi olduğu firmadan mal alabiliyor. Dolayısıyla burada kurumsal yönetim anlayışı çok zor. Amerika ile Japonya bu konuda iki zıt kutuptur.. Türkiye olarak,Bütün yurt dışı ülkelerinde grupta 26 ülke arasında bir lider konumumuz var şu anda hakikaten. Biz Mısır’daki ve Tunus’taki kuruluşlara çok ciddi know-how desteği verdik. Bu ülkelerin içinde bizim geldiğimiz nokta hakikaten inanılmaz. Şu anda biz dernek olarak bu ülkeler içinde model olabilecek yeni şeyler gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bir aile şirketi için nasıl uygulanacağını bir kod haline getirmeye çalışıyoruz.

Velittin: Kurumsal yönetimi şirketler kendi iç gereklilikleri olduğu için mi hayata geçiriyorlar yoksa yabancı yatırımcıyı da çekebilmek ve hisse değerlerinde artış gerçekleştirmek amaçlı mı yapıyorlar?

Güray Karacar: Hiç kimse ya da hiçbir şirket bunu yalnızca iç gerekliliği olduğu için gerçekleştirmez. Herkesin farklı beklentileri mevcuttur. Bu bağlam da isim vermek doğru olmaz ama herkes bir şeyler yapmak istiyor. Bazı şirketler tabi ki olumlu ekonomik atmosferden dolayı gelen yabancı yatırımcıyı yakalamak istiyor.
Kurumsal yönetimi şirketlerinde sadece görsel olarak uygulayıp hisse senetlerini gayet güzel satmayı beceren şirketler var. Bu bir başarı mıdır? Bana soracak olursanız değildir. Polonya örneğini ele alalım. Bizle hemen hemen aynı süreçleri yaşayan bir ülke. Bizim aşmamızda ülkelerine olan yabancı sermaye girişi yaklaşık olarak 64 milyon $ iken, Türkiye de ise 20 milyar $ yabancı sermaye girişi var diye neredeyse bayram havası estiriliyor.

Bakın Soros’un fonlarına yanlış hatırlamıyorsam 150 milyon$ ayırmıştı. Bu parayı verebileceği, hissesini satın alabileceği şirket bulamadığı için geri aldı. Adam güvenip bizde ki şirketlere para yatıramıyor.

Hüseyin: Soros’a bir tepki var diye söyleniyor ve nedeni bu olabilir mi?

Güray Karacar: Hiç kimse sadece ortada bulunan bir dedikodudan kolayı kimsenin parasını almamazlık yapmaz. Burada ki olar Soros’a olan tepki değil. Soros fonlarını güvenebileceği kuruluş bulamıyor. Yoksa Soros parasını vermek istedi ama insanlar kabul etmedi değil.

Neden? Senin ülkende aile şirketi çok ve finansal sistemdeki çarpıklıklardan dolayı adam 4 ayrı finansal tablo hazırlıyor. Bir tanesi SPK’ya kar ve zararını açıklamak amaçlı, bir tanesini maliyeye vergi bildirimi için, gerçek bir tane şirketin durumunu görmek için, bir tanede ev de ki hanımına tatil, araba vs. istemesin diye.

Böyle bir kuruluşa siz paranızı emanet etmek ister misiniz? Ortada finansal bir yapı yok. Paranızın garantisini şirkteler sağlamıyor.

Miray: Bir şirketin ortalama ömrü 60 yıl. Kurumsal yönetim bu sürecin neresinde yer alıyor. Şirketin kurulmasıyla başlıyor mu, yoksa her hangi bir zaman da mı devreye giriyor. Bu konuda TKYD şirketlere danışmanlık veriyor mu?

Güray Karacar: Öncelikle TKYD’ nin şirketlere danışmanlık hizmeti vermek gibi bir fonksiyonu yok. Bu yöneticinin niteliğine ve isteğine bağlıdır. Kurumsal yönetim kodları var. Zaten azıcık bu işten anlayan herkes bunu kendi başına uygulayabilir ya da piyasa da bu işi hakkıyla yapan danışmanlarda var, onlardan destek alınabilir. Ama uygulama işin gelirsek, ciddi bir lider bunu en başından ister. Bazı şeylerin ilerleyen zamanlarda oturtulması zor oluyor. Baştan beri bu anlayışla hareket eden firmalar için uyumu sağlamak daha kolaydır.

Kurumsal yönetim bir şirkete baştan oturtulmadığı zaman, o şirkete bunları 20 yıl sonrasında yaptırmak çok zor bir olay fakat şirkete baştan beri kültürle oluşturuluyorsa ve bunu benimsemişse zaten bir yerden sonra refleksif olarak görevini yerine getiriyor. O zaman çok daha rahat, o şirketin bir vizyonu var. Ama hiç bir zaman geç değil bu çok rahatlıkla söylenebilir. Örneğin “Hacı Efendi Mahdumları” da bugün niyetlense yapar.

Miray: Kurumsal yönetimin biraz ciddi uygulandığı bir sektör var mıdır? Finans sektörü için bunu söyleyebilir miyiz?

Güray Karacar: Mecburen. Finans sektörü neden buraya geldi, şu anda lider. Çünkü Basel II geldi. Zaten Basel II standartlarını uygulayınca bu da beraberinde geldi. Ayrıca BDDK’ DA 2004 yılında meclise gönderdiği kredi kuruluşları yasa tasarısını inceleyin, bunun yarısı Kurumsal Yönetim İlkeleri. Basel II ile beraber bu tasarı bankaların içinde, iç derecelendirme getiriyor. Bu zaten Kurumsal Yönetimle ilgili her şeyi bir araya getirmen gerektiğini gösteren bir şey. Bankalar Basel II ile neye karşı mükellef? Kendi içinde bir risk yönetimi kurmak zorunda; bu da ancak güvenebildiğiniz şirketlere kredi vererek mümkün. Kredi riski oranınızı düşürmek zorundasınız. Daha önce bahsettiğim gönüllülük ilkesine birazdan değineceğim ama bankalara baktığımızda onlar da mecburen gönüllü. İşin kilit noktası aslında bankalar. Bankalar bundan dolayı daha talepkar olabilir. Örneğin bir şirket gelip bankadan kredi isteğinde, bankalar en azından Kurumsal Yönetimin temel ilkelerinden bazılarını talep etse, derecelendirme notu, yönetim kurulu karar defteri gibi o zaman zaten Kurumsal Yönetim hayata geçmeye başlayacaktır. Şu an ülkemizde kredisiz yürüyen kuruluş nerdeyse yok, çok çok az, bu şirketlerin itme noktası olabilirisiniz.

Moody’in internet sitesine bakın Yurtdışı kredilerinde maddelerin 4. sü Kurumsal yönetim ilkeleri. Eğer bir şirket kredi yurtdışı kredi için başvuru yaptığı zaman bunu inceliyor, eğer şirket 4. maddeyi karşılamamışsa zaten 5. maddeye geçmiyor. İşte bu yüzden bankaların talepkar olması çok önemli.

Emrah: Basel II tam olarak nedir? Neleri kapsar?

Güray Karacar: Aslında daha öncede bahsettiğimiz gibi kredi kuruluşları için risk yönetimi, bir takım komiteler, çalışma düzenekleri, konuştuğumuz kurumsal yönetimle ilgili davalar da birer zorunluluk olarak uygulamayla hayata geçecek ve 2008 yılında uygulanmaya başlayacak. Örneğin baktığınız zaman SPK’ da şöyle bir zorunluluk getirirdi; kurumsal yönetim uyum raporları. 2004 yılından 2005 yılına geçerken, faaliyet raporu içerisine kurumsal yönetim uyum beyanı koymak zorunlu. Kurumsal yönetim adım adım zorunlu hale geliyor zaten. Bu yıl faaliyet raporu içerinde vermek tamamen zorunlu hale geldi. Diyelim ki şöyle bir durum söz konusu ortada; siz halka açık bir şirketsiniz, SPK’ nın uygulamalarına tabisiniz ve kurumsal yönetimin bir ilkesini uygulamıyorsun, örneğin denetim raporunuz yok, o zaman bunu sebebini yazmanız gerekiyor rapora. Bunları uygulamak zorunda değilsiniz ama bunu neden uygulamadığınızda nedeni açıklamanız gerekiyor. Gelecek süreçleri siz buradan tahmin edebilirsiniz, gelecekte bir mecburiyet haline gelecek bu.

Velittin: Denetim komitesi nedir? Kurumsal yönetime ne gibi katkıları söz konusudur? Denetim komitelerinin bağımsızlığı artırdığı söylenebilir mi?

Güray Karacar: Öncelikle 2 tane denetim biçimi var. Bir tanesi iç denetim bir tanesi de dış denetim. İç denetim bir komitedir nihayetinde, denetim komitesi için önerilen şudur; bir yönetim kurulu üyesinin liderlik ettiği liderlik ettiği bilgisine sahip olan, 2 tane bağımsız üyenin yer alması gereken ufak bir komitedir. İç kontrol sistemini sağlamak için, gerekli raporlamaları yapmak için ve dış denetimle ilgili ilişkileri korumak için. Bağımsız bir denetim firmasıyla çalışmak farklı bir şeydir ve gereklilikleri vardır, dış denetim firmasının seçimi, ilişkilerin yürütülmesi gibi. Kaba olarak iç denetim bu.

Velittin: Yönetim kurulunda bulunan denetleme komiteleri ve komitelerin oluşturdukları Kurumsal Yönetim ayağından biraz daha bahsetmemiz mümkün mü?

Güray Karacar: O zaman olması gereken ideal modelde olması gerekenleri sayalım o zaman. Bir yönetim kurulu var ve bu yönetim kuruluna bağlı olarak çalışan bir tane denetim komitesi var. Bir tane Compansation komitesi –ödüllendirme komitesi-, bu ise yönetim kurulu üyelerinin gelirlerini belirler. Yönetim kurulu başkanın aldığı zamma kadar bu komitede belirlenir, adillik ilkesi gereği. Bir tane Renumaration Komitesi var. Bu komite ise gelecek yönetim kurulu üyelerini belirleyen, bunlara belli dönemler için de yatırım yapan, bir takım oryantasyonlar düzenleyen ve yönetime hazırlayan; ya da şöyle diyecek olursak, aile şirketinde hangi bireyler gelecek, bunları belirleyen bir komite var. Kurumsal yönetim komitesi var, yönetim kurulunun aldığı bir kararı bu komiteye havale ediyorlar, bu kararlar bir takım etik kurallar ve kurumsal yönetim çerçevesi içinde değerlendiriliyor ve ondan sonra uygulamaya konması sağlanıyor. Daha bunun gibi çok sayıda komite var. Peki, bunların hepsi hayata geçmek zorunda mı, tabi değil. Şirketin ölçeğine bağlı olarak değişir. Ama bunu Türkiye’de bunu hayata geçirmek zorunda olan bir sürü büyük şirket var. Genel olarak komiteler böyle, bunların hepsinin faaliyetleri, planları, bunların hepsi belirtilmek zorunda.

Hüseyin: Maaş ve ücret kavramından bahsedecek olursak. Yurt dışında buluna CEO’ların ve yönetim kurulu üyelerinin ücretleri şirketin yıllık karı üzerinden veya şirket bir pay şeklinde ücretlerini almasıyla, ülkemizde bulunan Yönetim Kurulu üyeleri ve CEO’ların ücretlerini maaş üzerinden almasının farklılıkları var mıdır ve nedenleri neler?

Güray Karacar: Tabi ki de farklılıklar söz konusudur. Bunun tek bir nedeni olabilir. Buda şirketin performansını artırmak amaçlı CEO’dan ek bir gayret talep etmek amaçlıdır. Yoksa CEO olmanın çok kolay yolları var. Sadece işin gereklerini yerine getirirsiniz ve o koltuğu korursunuz. Risklere atlamazsınız ve dolayısıyla kimse sizi suçlamaz. Burada doğal olan, hisse üzerinde ücretini alması, bir ek gayretlerde bulunması, bunun için bazı riskleri göze alması sağlamak ve bunları canlandırmak amaçlanmalıdır.

Küçük bir araştırmadan bahsedecek olursam, Amerika’da yapılan bir araştırma NASDAQ’ da ki yönetim kurulu üyelerine soruyorlar; CEO’nun etkinliği sizce nedir yönetim kurulunda, yönetim kurulunu yönlendirmesi açısından. 100 kişiden 64’ü, ancak CEO isterse yönetim kurulu gerçek anlamda performans gösterebilir. Türkiye de TKYD olarak aynı soruyu yönelttiğimizde 144 tane halka açık şirkete sorduk ve bunların sadece %18 ‘i bu görüşe katıldı. Çünkü Türkiye’de CEO’ lar etkin değil. Olamaz da. Neden olamaz. Çünkü aydan aya maaşını alan bir çalışan pozisyonunda. Başka bir sebep, gündemi yönetim kurulu başkanı hazırlıyor çoğu zaman CEO hazırlamıyor. Zaten şu komik bir durumdur, Türk Ticaret kanunlarında CEO diye bir şey yoktur. Bunun karşılığı yoktur. Ancak murahhas aza veya icra kurulu başkanı belki sayılabilir.

Velittin: İMKB’nin de SPK tarzında Kurumsal Yönetim adına bir çalışması var, bu tür çalışmalar da birer tavsiye niteliğinde midir?

Güray Bey: Bir şirket Kurumsal Yönetim adına bir şeyler yapıyorsa ödüllendirilmeyi de hak etmelidir. Bu mantık bu derece basittir. Çok daha basit olarak, bu şirketi farklı bir pazarda-endeks de değerlendirmek gerekir. Kurumsal Yönetimin bir endeksi de bu şirketler için pazar açmaktır. Sadece gerekli uyum şartlarını yerine getiren şirketler için. Buna örnek Brezilya ve İtalya’da vardır. Örneğin Brezilya’da son olarak Kurumsal Yönetim pazarına katılan 100. şirket de yerini aldı. Daha dün bunu kutladılar. Oysa Türkiye’de 304 tane halka açık şirket var. Brezilya ve Türkiye arasında nasıl bir fark var bunu görebiliyoruz. Şimdi Türkiye’de ki de buna benzer bir uygulama. Burada endeks açılmıştır. 6-7 yıl önce İtalya’da bu durum gerçekleştiğinde şirketler bir günde %24.6 değer kazandı. Bu durum halka açık bir şirket için olağanüstü bir rakamdır. Şimdi SPK bunun düzenlenmesini yaptı. İMKB’ ye gönderdi. Herhalde bir iki yıl kadar oldu gönderileli. Dediler ki böyle bir endeks oluşturalım. Bunun şartlı da var tabi. O şart da şudur: Kurumsal Yönetim derecelendirmeleri yaptıracaksın şirkete. Eğer şirket 10 üzerinden 6 alırsa pazara geçmeye hak kazanacak. Çok basit şartlardır bunlar. Bunun için bir derecelendirme sistemi yayınlandı. Bunun için mutlaka Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirket olması zorunluluğu getirildi. Bu endeks çalışınca da hisse senetlerinde artış olacaktır. Türkiye’de çalışan tek sistemde budur.

Emrah: Türkiye’de hisse senetleri için bugün al yarın sat mantığı var bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güray Bey: Kurumsal Yönetim ilkelerini bünyesine alan kuruluşlar bir takım vaatlerde bulunur. Nedir o? Yatırımcı güvenini sağlamak. Yani şirket yılın başında diyor ki yılsonunda ben kârımın yüzde olarak şu kadarını dağıtacağım ve bu yüzdeyi değiştirmeyeceğim. İşte bu yüzden sen farklı bir konuma gitmeye başlıyorsun. İşletmelere farklı bakmaya başlıyorsun. Nedir şuan da Türkiye’de ki yapı? Paranı bugün yatır iki gün sonra al sat hisseleri, sonra öbürüne yatır vs... Kimse uzun vadeli düşünmez, kimsenin umurunda değildir şirket batmış ya da kalmış. 2 gün içerisinde %3 fazla para cebime koyarsa onun için o mutluluk ona yeterlidir. Normal zamanlarda hissedarların şirketlerden uzun vadeli beklentileri olmalıdır. Yani hissedar parasını koyduğu zaman 3-4 yıl kadarlık bir dönemi kapsamasını ister. Çünkü hissedar kendini şirketin ortağı gibi hissediyor.

Velittin: Basel II ile beraber gündeme gelen Serbest Reyting Şirketleri Kurumsal Yönetim İlkelerine herhangi bir şekilde şirketlerde denetleme imkanına sahip olacaklar mı?

Güray Bey: Yeni Türk Ticaret Kanuna göre, 12 tane madde var. Bizim açımızdan çok önemlidir bu maddeler. Şu an yürürlükte olan 1952 yılında yapılmış eski bir kanundur. O derece eski bir kanun yani. Oysa şuanda üzerinde 7 yıldır çalışılmış yeni bir kanun var. Şuan yeni düzenlemede şu var: işletmenin büyüklüğü hiç önemli değil Ltd veya AŞ olsun. Çapına göre diyelim ki 50 çalışanı var ya da yıllık ciron 10 milyon $. O zaman 2 tane Yeminli Mali Müşavir veya 2 tane Serbest Mali Müşavirden derecelendirme notu almak zorundasın. Biraz daha büyüksen bağımsız dış denetim raporu almak zorundasın.

Emrah: Bütün bunlar bu alanda bir standartlaşmayı mı getiriyor?

Güray Bey: Tabi, elbette.

Emrah: Üniversitelerde artık Kurumsal Yönetim dersleri de verilmeye başlandı. Aslında burada öne çıkan önemli şeylerden biri de Kurumsal Yönetim anlayışını genç beyinlere empoze etmek. Ayrıca Rönesans Değişim ve Yönetim Bilimleri Enstitüsü ve Amerika Preston Üniversitesi işbirliği gerçekleştirdi. Bu işbirliğindeki amaç; Kurumsal Yönetişim Ağırlıklı MBA programları yaptırmak. Sizce Türkiye’de gençlerin bütün bunlardan faydalanması için sizlerin de bir desteği oluyor mu?

Güray Bey: Bu Yönetim Kurulu üyeleri için bir şey. Sen bir aile şirketi üyesisin. 5 yıl sonra yönetim kurulu üyesi olarak şirkette görev alacaksın. Sana açık bir program. Bu yüzden programın maliyeti de çok düşük. Bu eğitimi alanında iyi olan kişiler veriyor. Yani daha da önemli hale geliyor.

Emrah: Sizce TKYD’ yi diğer STK’ lardan farklı kılan en önemli şey nedir? Sosyal Sorumluluk Projeleri anlayışlarınız da farklı mı?

Güray Bey: Biz tek bir sosyal sorumluluk projesi yapıyoruz. Bu açıdan çok şanslı bir derneğiz. Bizim bir tek misyonumuz vardır. Türkiye’de böyle çalışan STK yok denecek kadar azdır. “Biz Kurumsal Yönetimle ilgileniyoruz” ve bununla ilgili proje yazarız, yaparız, geliştiririz, içerik hazırlarız, üyelere bilgiler veririz... Yani yapılan şeyler bu kadar nettir.

Emrah: Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Kurumsal Yönetimin aynı sananlarda var. Bu iki kavramın benzer noktaları hiç mi yoktur?

Güray Bey: Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Kurumsal Yönetimin hiçbir ortak noktası yoktur. Ancak Kurumsal yönetim sistemi oluşursa, kurumsal sosyal sorumluluk da zamanla yerini alacaktır. Düşünebiliyor musunuz Türkiye’de sosyal sorumluluk adına şirket kendi ismini verdiği bir okul yaptırıyor. Gerisini siz düşünün artık...

Emrah: Peki son olarak biz gençlere bu alanda önerileriniz nelerdir?

Güray Bey: Şu kadarını söyleyebilirim son olarak. Şunların altını çizmek gerekir. Birincisi Davranışsal Boyut, diğeri de Mülkiyet Yapısı. Eğer arkadaşlar bir şekilde kendi şirketlerinin yönetim kadrolarında görev alacaklarsa, birinci önerim kesinlikle kendi şirketlerinde iş hayatına başlamasınlar. Zaten birçok kurumsallaşmış şirket bunu bir yasa olarak getirmiştir ve Aile Anayasasında bu yer alır. Mutlaka aile bireyinin farklı bir şirkette görev almasını öngörür. Burada sektörün de önemi yoktur, farklı bir sektör olabilir. Mümkünse en az 2 farklı şirkette deneyim kazansın ve öyle kendi şirketlerine dönsünler. Bunlar gerçekten çok çok önemli.